Her yazın modası: Kot Şort

kotsort1

Her yaz giyebilirsin, modası hiç geçmiyor, hatta havalar ısındı şimdi de giyebilirsin, yazı bekleme.

Tara-Reid

Spor ayakkabıyla giy yürüyüşe çık, stilettoyla giy gece dışarı çık. Renkli t-shirtlerle giydiğinde cıvıl cıvıl, siyah ya da bej ile kullandığında elegan görünmek mümkün. Takılarla süsle, zımbayla süsle, baskı yap üzerine, arma tak istediğin gibi kişiselleştir. Rahat oturup, kalkarsın, frikik vermezsin. Dünyanın en pratik giysisi.

kotsort2

Kotsort

Üstelik masrafsız, eski kotunu kes biç, olsun sana şahane bir yaz kıyafeti. Aşağıdaki video ile yapılışını izleyip, kendi şortunu hemen yapabilirsin. Kenarlarına dantel geçirerek romantik bir görünüm de  elde edebilirsin, bizden söylemesi.

Otizmin farkındayım, ama fark etmek yetmez, yaşamı paylaşmak gerek!

2 NİSAN DÜNYA OTİZM FARKINDALIK GÜNÜ… NİSAN DÜNYA OTİZM FARKINDALIK AYI…. ORTAK YAYIN YAZISI – M. İREM AFŞİN 

Ekran Resmi 2013-04-01 09.14.36

Otizm… Yaşamın farklı bir penceresi…

Nisan… Aylardan bahar. Havada baharın müjdecisi kokular, yavaş yavaş açan çiçekler, cıvıltıları ile hayatımıza neşe katan kuşlar, güneşin sıcak ışığına kavuşan dünya. Nisan, ruhumuzu aydınlık günlerde ferahlattığımız ay.

Nisan, 2008 yılından bu yana, dünya üzerinde yaşayan milyonlarca çocuk ve aileleri için çok başka bir anlam daha taşıyor: OTİZM.

2 Nisan, tüm dünyada otizm konusunda farkındalık yaratarak otizmden kaynaklanan sorunlara çözümler yaratmak amacıyla, 2008 yılında Birleşmiş Milletler tarafından “Dünya Otizm Farkındalık Günü” olarak ilan edildi. Her yıl, “Otizm Farkındalık Ayı” olan Nisan ayı boyunca dünya genelinde otizmin sorunlarını ve çözümleri konuşuluyor, araştırmaların teşvik edilmesi ve erken teşhisle tedavinin yaygınlaştırılması hedefleniyor.

Oğluşum Nazım Özgün ile otizm labirentine adım attığımız o ilk günden bugüne 8 yıl geçti. Otizmin karmaşık fırça darbeleri yüzünden, hayatımızın yol haritasını yeniden tanımladık. Bazen düşününce sanki otizmden önce bir hayatımız yokmuş gibi hissediyorum. Çok eskiden kendini fanusuna kapatmış ruh bebeğimin, şimdi benimle hayatı paylaşması nasıl bir mucizedir, çok iyi biliyorum.

Otizm, doğuştan gelişen, genetik altyapıya dayanan, karmaşık nörolojik-biyolojik tabanlı bir gelişim bozukluğu. Başkalarıyla etkileşimde bulunmayı engelleyerek bireyin kendi iç dünyasıyla baş başa kalmasına yol açan otizm, genellikle 3 yaştan önce ortaya çıkarak çocukların sosyal iletişim, etkileşim ve davranışlarını olumsuz olarak etkiliyor.

Amerikan Sağlık Bakanlığı verilerine göre bugün dünya genelinde okul çağındaki her 88 çocuktan biri otizm teşhisi alıyor. Otizm erkek çocuklarda kız çocuklara oranla 3-4 kat daha fazla görülüyor, her 54 erkek çocuktan biri günümüzde otizm riski taşıyor. Dünyada son yıllarda şeker, kanser ve AIDS dahil olmak üzere bir çok hastalıktan daha fazla sayıda otizm teşhisi alınıyor.

Ülkemizde sağlıklı istatistikler olmaması nedeniyle, Otizm Platformu’nun öngördüğü verilere göre, tahmini olarak 550.000 otizmli birey ile 0-14 yaş grubunda 150.000 civarında otizmli çocuk bulunduğu “varsayılıyor.” Otizmli bireylerin ebeveynleri, kardeşleri, yakın akraba ve çevreleri de hesaba katıldığı zaman, Türkiye’de her ile yayılmış durumda otizmden etkilenen 2 milyondan fazla vatandaşımızdan bahsedebiliriz.

Otizmin kapısını açmak için ilk önemli adım, erken teşhis. Otizm, yaklaşık bir yaş civarında ilk belirtilerini gösteriyor. Annenin sesi ve gülümsemesi gibi sosyal uyaranlara bebeğin tepkisiz kalması veya tepkilerinde yavaşlık olması, göz teması kurmada zorluklar, motor gelişmede ve taklit becerilerinde gecikme, uyku ve yemek düzeninde sorunlar ilk belirtiler arasında sayılabilir. Çok yaygın bir yanlış kanı, özellikle erkek çocukların geç konuştuğu veya anne/babası geç konuşan çocukların da geç konuşacağı düşüncesi… Ve erken teşhis, otizmli çocuğun gerekli eğitim ve tedavileri alarak hayata katılması için ilk önemli adım.

Eğer çocuğunuz;

  • Sizinle ve başkalarıyla göz kontağı kurmuyorsa,
  • İsmi söylendiğinde veya çağrıldığında dönüp bakmıyorsa, söyleneni işitmiyor gibi davranıyorsa,
  • Konuşmada yaşıtlarının gerisinde kalmışsa, başkaları ile söyleşiyi başlatma ya da sürdürmede belirgin bir bozukluğu varsa, basmakalıp, yineleyici (ekolali) ya da özel bir dil kullanarak garip konuşuyorsa veya konuşması hiç gelişmemişse,
  • Gözleri sık sık bir şeye takılıp kalıyorsa,
  • Anlamsız gülme veya ağlama krizleri varsa,
  • Parmağıyla istediği şeyi işaret ederek göstermiyorsa,
  • Oyuncaklara amacına uygun oynamayı beceremiyorsa, yaşıtlarının oynadığı oyunlara ilgi göstermiyorsa,
  • Ellerini kanat gibi çırpma, parmak uçlarında yürüme, kendi çevresinde veya eşyalar etrafında dönme, sallanma, çırpınma şeklinde garip ve yineleyici hareketleri (stereotipi) varsa,
  • Bir şarkının bir bölümünü tekrar tekrar söylemek, dolapların kapaklarını sürekli olarak açıp kapatmak, ayak parmaklarının ucunda odanın bir ucundan öbür ucuna koşturmak, bazı eşyaları döndürmek veya sürekli sıraya dizmek gibi çeşitli ilgi ve davranış takıntıları varsa,
  • Günlük yaşamındaki düzen ve program değişimlere aşırı tepkiler veriyor ve uyum sağlayamıyorsa,
  • Kendisine ve çevresine yönelik zarar verici davranışlara sahipse,

vakit kaybetmeden teşhis için uzmanlara başvurmak gerekiyor.

OTIZMIFARKETYASAMIPAYLAS-KAMPANYA GORSEL 1

Otizmin tedavisi var mı? Otizm, beş bilinmeyenli bir denklem gibi: Nedenleri tam olarak saptanamadığı gibi tek bir kesin tedavisi de günümüzde “henüz” mevcut değil! Otizm, toplumsal fark, ırk, dil, din gözetmiyor, çocuk yetiştirme biçiminizle veya sosyo-ekonomik koşullarınızla da ilgilenmiyor. Genetik faktörlerin yanı sıra, çevresel koşulların – yanlış beslenme, çevre kirliliği, kimyasal maddeler, yanlış ilaç kullanımı, ağır metaller, aşılarda bulunan bazı koruyucu maddeler vb.- otizmi tetiklediği düşünülüyor.

Otizmde biyolojik tedaviler ile ilgili çalışmalar devam ederken, bugün için kabul edilen en önemli tedavi aracı, erken yaşta verilmeye başlanan yoğun bireysel özel eğitim. Doğal gelişim gösteren her çocuğun kendiliğinden öğrendiği her şeyi, otizmli bir çocuğa özel eğitim yardımı ile öğretmek zorundasınız. Bu durum bazen iğneyle kuyu kazmaya benzese bile, her otizmli çocuk kendine göre bir öğrenme biçimine sahip. Önemli olan, kapıyı açacak doğru anahtarı bulmak.

Bilimsel olarak erken yaştaki çocuk için kanıtlanmış yoğun eğitim süresi haftada bireysel ve grup eğitimi olarak 40 saat. Oysa ülkemizde sosyal güvenlik kapsamında “otizm özel eğitim raporlu” çocuklar için aylık 6- 12 saat olan özel eğitim süreci, dünya genelinin oldukça gerisinde kalıyor.

Otizmli çocukların mutlaka eğitim sistemi içinde yer almaları gerekiyor. Çünkü eğitim, otizmli birey için her şeyden önce “tedavi” anlamına geliyor. Otizmi diğer engel gruplarından ayıran en önemli farkerken tanı ve erken bireysel/kaynaştırma eğitimiyle otizmli çocukların sorunlarının büyük bir kısmını aşmaları. 

Oysa yaşamın gerçeği hiç de böyle söylemiyor size! Oğlum Nazım Özgün ile okul öncesi eğitim, ilkokul ve ortaokul süreçlerinde yaşadıklarımız, ayrımcılık hikayelerinden ibaret.  Otizmli/Aspergerli çocuk, genellikle bilgi eksikliğinden kaynaklanan dirençleri nedeniyle, okul yönetimleri, öğretmenler ve diğer veliler tarafından okulda “istenmeyen çocuk” ilan ediliyor. Kaynaştırma raporlarına rağmen, okul idareleri otizmli kaynaştırma öğrencisinin kaydını almak istemiyorlar. Okul yaşamı esnasında yaşanan sorunların büyük bir kısmını hoşgörü, anlayış ve bilgi yetersizliğinin giderilmesi ile çözebiliriz, yeter ki toplum tarafından yaşamın her anında bizlere dayatılan en büyük “engel” olan ayrımcılığı yok edelim!

Otizmin oldukça karmaşık yapısı, otizmli bireyle birlikte ailesi başta olmak üzere yakın çevresindeki herkesi hayatın tüm evrelerinde etkiliyor. Otizmli bir çocuğun ilerlemesinde en büyük sorumluluk ailelerde, en ağır yük de annelerin omzunda! Otizmden etkilenen bireyin ve ailesinin her şeyden önce yalnız ve ötelenmiş bir hayata mahkum edilmemesi için, özellikle doğal gelişim gösteren çocuk ebeveynlerinin toplumsal yaşamı bizimle paylaşmayı öğrenmeleri gerekiyor.

 Oğluşum, benim uğur Böcüğüm, aldığım her nefesin anlamı, yaşam öğretmenim! O’nunla birlikte otizmle mücadele ederken, mutluluğun tek bir bakış veya tek bir kelimeden ibaret olduğunu görme fırsatım oldu. Seslenince dönüp bakması, ağzından tek bir kelime çıkması, ağlayıp öfke krizleri geçirmeden bir tam gün geçirmesi, benimle gezmeye, markete, restorana, sinemaya gidebilmesi, kendini hayatın gündelik akışında veya okul hayatı içinde idare edebildiğini görmek için… yıllarca sabırla bekledim.

Biz ikimiz,  çok başka bir yerden, büyük bir boşluktan, hiçlikten, sessizlikten, kapalı bir fanusun içinden geliyoruz. Yoku çok, azı fazla, yaşam sevincinin dibine vuran, hayatı farklılıkları ile yaşamayı öğrenmek zorunda kaldığımız bir uçurumun taa en dibinden geliyoruz. Öyle bir yerden geliyoruz ki, “gelmez, düzelmez, hayata katılmaz, konuşmaz, kendini seslendirmez, hayatı anlamaz, anlatamaz, asla paylaşamaz, duygularını gösteremez, hissedemez, arkadaş olamaz, okuyamaz, hiçbir zaman tam öğrenemez, hatta sevemez” demişlerdi… Hepsinin ne kadar boş olduğunu yaşama sımsıkı tutunmasıyla gösteren oğluşumun annesi olmak kadar beni hayatta tanımlayan bir şey yok!

Son 8 yılda ailemiz haline gelen otizm topluluğunun içindeki her otizmli çocuk benim de çocuğum, otizmli anne-babalar ise yoldaşım. Onlardan sadece biri olarak diyorum ki, gündelik hayatın içinde karşılaştığınız ağlayan bir çocuğu yargılayıp, annesine laf etmeden önce bir an düşünün. Çocuğunuzun sınıfında otizmli bir çocuğun da olmasının, farklılıkları yaşayarak öğrenecek kendi çocuğunuza da faydası olacağını lütfen unutmayın.

OTIZMIFARKETYASAMIPAYLAS-KAMPANYA GORSEL 2

Her yıl Nisan ayı, Türkiye’de otizm adına yeni umutlar, yeni adımlar demek… Eğer siz de “Otizmin farkındayım, ama fark etmek yetmez, yaşamı paylaşmak gerek!” diyorsanız,  otizmli çocukların ve anne-babalarının seslerine kulak verin, sesimize ses katın, otizmin bilinirliği ve sorunların çözümü için gönüllü destek verin ki, çocuklarımız hep beraber büyüsün J

Çünkü her çocuk farklılıkları ile yaşamda yer almayı hak eder!

Nisan Dünya Otizm Farkındalık Ayı’nda yaşamı paylaşan herkese yürek dolusu selam olsun!

M. İrem Afşin

Nazım Özgün’ün Annesi

Gönüllü Otizm Aktivisti

iremafsin@gmail.com

www.twitter.com/iremafsin

www.facebook.com/afsinirem

www.hthayat.com/yazarlar/m-irem-afsin

OTİZMİ FARK ET, YAŞAMI PAYLAŞ! Kampanyası:

Otizmi fark et, fark ettir! Farkında olman yetmez, yaşamı paylaş! Yaşamı paylaşmak, sorunları paylaşmaktır. Ayrımcılık yapma, otizmliye engel yaratma!

#otizmifarketyasamipaylas

Renkli Pantolonlar Her Yerde

tumblr_m6xj4erIrg1qfv1wpo1_500Son 2 yıldır renkli pantolonları her yerde görmeye başladık. 2011’de başlayan renkli pantolon furyasından moda dünyası yakın zamanda vazgeçecek gibi görünmüyor. Havaların ısınmasıyla birlikte içimize doluşan cıvıl cıvıl bahar havası da pantolonlara iyice özendiriyor. 

2013 yaz modası renklerini araştırdım yazayım diye turuncular, yeşiller falan çıktı karşıma. Ama sokaklar öyle demiyor gördüğüm kadarıyla, mint yeşili, pembe, cam göbeği gibi pastel renkleri bağırıyor sokaklar, sevgili dostlar.


 

Geçen sene sadece dar paçalı görünen pantolonlara bu sene ispanyol paçalar da eklenmiş. Klasik türk tipi vücut yapıları için gayet sevindirici bir gelişme, bir de o beller biraz daha yükselse ya…

 

Takipte Kal

shutterstock_8898913Ne zamandır başka işler peşinde koşmaktan, tükkanımı çok ihmal ettim.. Artık ölü toprağını silkme zamanı.. Yepyeni, birbirinden şirin ürünlerle karşınızda olma zamanı..

Bir sürü şey moda oluyor takip edemiyorum diyenler, biri ihtiyacım olan tüm kendini şımartma malzemelerini toplasa verse diyenler, hobilerimi gerçekleştirmem için pratik bir çözüme ihtiyacım var, tasarım ürünlerinden şaşmam diyenler… Sürprizlerimizi kaçırmamak için takipte kalın.

https://twitter.com/SirinCarsi

http://www.facebook.com/sirincarsi

Dost başa, düşman ayağa…

2012 -2013 sonbahar / kış ayakkabı modası yaz mevsiminin parmakları kapalısı desem yeridir ahali. Dolgu topuklar, desenler, zımbalar, metal aksesuarlar en önemlisi sivri burun ve kalın topuklar önümüzdeki günlerde ayakkabı dolabımızı süslüyor olacak. Bu sene kürk, püskül, metal aksesuara dantel ekleniyor.

Loafer’ı daha sık göreceğiz ki ben pek beğenmiyorum aslında loaferlari.. Nedense ısınamadım, 90’larda da sevmezdim.

Şimdiden şahane bir hafta dilerim.

Örgülü Saçlar

Neredeyse bir yıldır örgü saç furyası aldı başını gidiyor.. Yakıştırana da çok yakışıyor.

Hani bazı kızlar vardır saçlar hep şahane gezerler, yataktan kalkmış ta şöyle bir toplamış gibi saçı ama mükemmel görünür.. İşte ben o kızlara hep özendim. Madem böyle bir yeteneğim yok bari en beğendiğim örgü modellerimi şuraya sıralayayım bari dedim.

Bir de eğer vaktiniz varsa aşağıdaki çekimle gayet şık bir saç yaratmak mümkün ama ben izlerken üşendim resmen, çekim neredeyse 10 dk. sürmüş.

Tory Burch de son defilesinde sadece örgülü saç modeli kullanmış.

İyi Dersler Arkadaşlar…

Bizim zamanımızda okul modası çok karmaşık değildi. Burlington çorap, Lacoste gömlek, George Hogg ayakkabıyla işi bitirmek mümkündü. Bana sorarsanız gayet şık bir kıyafetti, o dönemin gevşetilmiş okul üniforması.

Bu yazının özeti 90’larda okullu olmak olaydı, daha devam ederdim ama konumuz 2012-2013 öğrenim yılı lise modası olacağından, bu da tam bugün iyice şekilleneceğinden hemen bir lise öğrencisi kardeşimizden bilgi almak üzere telefona sarılmaya karar verdim.

Araştırmacı ve detaycı kimliğimle, bu sene liseye giden trendy bir insanın olmazsa olmazlarını aşağıya maddeledim.

  • sıuperga
  • converse
  • tiger

Bir de trendy liseli superga ve converse bez olsa bile yağmurda, çamurda vazgeçmiyormuş duyduğuma göre… Bazılarının favorisi de dize kadar siyah çorap ve siyah babetmiş. Gömlekle ya da çorap markasıyla ilgili henüz bir duyum almadım. Alırsam paylaşırım.

Bu vesileyle yeni ders dönemi hayırlı uğurlu olsun diyorum.

Haydi iyi dersler arkadaşlar…

Vogue Fashion Night Out

Bu yıl memlekette 3. sünü idrak ettiğimiz Vogue Fashion Night Out etkinlikleri dün gece itibariyle yaşandı. Bağdat Caddesi, Nişantaşı, İstinye Park bir izdiham, bir kalabalık, ana ve tali yollar kilit falan geçti, bitti.

Trafik ve kalabalık hariç olayı nedir derseniz, aşağıda.. (kaynak: milliyet.com.tr)

* Fashion’s Night Out, Birleşmiş Markalar Derneği, Alışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Derneği, Tescilli Markalar Derneği ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Şişli Belediyesi ve KadıköyBelediyesi’nin işbirliği ile düzenlendi.
* Etkinliğe 2010’da 700 bin, 2011’de 1 milyon kişi katıldı.
* Vogue Fashion’s Night Out 2012’ye katılan ülkeler arasında ABD, Almanya, Avustralya,Brezilya, Çin, Fransa, Hindistan, Hollanda, İngiltere, İspanya, İtalya, Japonya, Kore, Meksika,Portekiz, Rusya, Tayvan, Türkiye ve Yunanistan var.


* Gecede FNO için Arzu Kaprol tarafından tasarlanan alışveriş çantası ve t-shirt’lerin satışı yapıldı. Bu satışlardan elde edilecek gelir Tohum ve Otizm Vakfı’na bağışlanacak.
* Yapı Kredi Worldcard sahipleri İstinyePark’ta kurulan 200 metrekarelik dev stüdyoda ünlüfotoğrafçı Mehmet Turgut tarafından gerçekleştirilen kişiye özel moda çekimine katılma fırsatı buldu.
* Nişantaşı, Bağdat Caddesi ve İstinyepark’ta yaşanan alışveriş heyecanına tüm gece boyunca Virgin Radio müzikleriyle eşlik etti. İstinyepark Markalar Caddesi’nde özel bir parti düzenlendi.

Bir dönemi değiştiren dudaklar

Marilyn, Los Angeles’lı ikizler burcu dişi.

Kendisine yüklenmek istenen –başta aptal sarışın ve onun gerçek yaşamdaki karşılığı olmak üzere- her şeyden nefret etmiş ve onca yapaylık arasında biraz gerçek yaşam, biraz içtenlik aramış bir kadındı o… Herkesin tırmanmayı düşlediği dorukların anlamsızlığını anlayan ne ilk, ne de son sanatçıydı… Ne var ki onun bu denli bilinçli olmasını, el yordamıyla da olsa starlığın, ünün ve popülerliğin kimi gizlerini en çıplak haliyle görüp göstermesini yadırgadı, giderek mahkum etti Hollywood… Onun yalnızlığa, mutsuzluğa, dolayısıyla ölüme yargıladı. Marilyn yazgının, yani sinemanın kendisine yüklemek istediği bir rolü oynamadı. Ve sonunda o role isyan etti. Onun öyküsü, yüzyılımızdaki medya starlarının sahip olduğu en acıklı öykülerden biridir. Gerçek bir tragedyaya en çok yaklaşanlardan biri… Ve kitleler, kimi konularda yanılsalar da, kamu önünde yaşanan özel yaşamlardaki trajiği hiç kaçırmazlar. Marilyn’in de bu trajedi yüküyle bir efsaneye dönüşmesi kaçınılmazdı. Ve öyle de oldu.

Atilla Dorsay/100 Yılın 150 Oyuncusu

John F. Kennedy ile aralarındaki münasebet iddiası sebebiyle bir dönemi değiştirdiği söylenen bu kadın; elbisesi, ruju, kalçası, sarışınlığı hemen hemen her özelliği ile moda tasarımcılarına ilham kaynağı oldu.

Şimdi sıra dudaklarına geldi. ‘Kısmet By Milka’ nın Marilyn Monroe’nun çekici dudaklarından esinlendiği koleksiyonu, konyak pırlanta ve değerli yakutların göz alıcı ışıltıları ile birleşince ortaya bu arzu nesneleri çıkmış.

Marilyn dudaklı tasarım takılar o kadar güzel ki. Bu kadından daha bir kaç yüz yıl iş çıkar bence.

Renklerin Gücü Adına

Şu moda bloglarını dolanıyorum yok hangi dönemden esinlenmiş, yok renkleri ne, objeleri ne öğreneyim diye.. Yok arkadaş birinin dediğini, diğeri tutmuyor. Hani bi doktora gidersin teşhisi koyar, başka doktor başka bir teşhis koyar ya o hesap. İşin içinden çıkamıyorum. Araştırdığım 2012 – 2013 kış modası, kaynakları okuyorum bir yandan, bir yerde 60’lar diyor, başka yerde 50’lere dönüyor iş. Neyse bir önceki posta hiç takılmadan ve kendimle çelişerek renkler 1950’lerden esinlenmiş diyeceğim, siz de takılmayın.

Efenim neymiş renklerimiz: Kobalt, aristokratik şarap, muhafazakar gri, asil hardal, elegan uçuk pembe tonları (Kaynak: 2012-2013 Sonbahar/Kış Renk Trendleri)

Moda deyince renkler bir havalı çıkıyor ağızdan, bildiğin açık pembe oluyor mu sana elegan uçuk pembe tonu.. İşte o renk seni tavladıysa bitmişin arkadaş. Sen de vahşi kapitalist düzenin içindesin artık 🙂

İlla renkleri bilelim diyenler için Pantone’ye göre renkler aşağıda, ben beğendim.. Şu elegan uçuk en son renk 🙂

 

Hippi Şıklığı: 1960’lar

Şimdi bu moda denen şey mutlaka geçmişten esinlenmelerle günümüze taşınıyor. En azından otoriteler bunu böyle söylüyor. Şu mevsimin yavaştan değiştiği günlere baktığımızda acaba sonbahar – kış için bizi ne bekliyor dedik ve bu kışın da 1960’lı yıllardan esinlendiğini gördük. Şirin Çarşı olarak nedir bu 60’lar neler olmuş, nasıl bir kış bizi bekliyor sorularımız ise bizi o döneme uçurdu..

60’lı yıllara baktığımızda Dünya hippi akımıyla sarsılıyor. Asi yıllar: Elvis Presley, John F. Kennedy, Martin Luther King, Beatles dönemin konuşulan isimleri. 1960’lardaki tüm politik ve kültürel değişimlerin tam ortasında, dönemin en kalıcı ve tartışmalı ikonu gün ışığına çıktı: mini etek. Mini etek için 1960’lı yılların modaya en büyük katkısı deniyor.

Dönemi düşündüğümüzde sadece mini etek değil, grafik çizgiler de akla geliyor, pelerinler, kemerler, zarf şeklinde çantalar hep 1960’ların zerafetini üzerinde taşıyan detaylar.

Alışverişe başlamadan önce bu detayları da iyice gözden geçirmekte fayda olabilir.

Fotograflar için kaynak: Si Toco Rock Blog – Historia de la moda 1960 – 1970